Çekiç ve Gül: Bir Behzat Ç. Hikayesi — Nostalji Duygusuyla Zoraki Bir Devam
Giriş: Behzat Ç. Geri Döndü, Peki Biz Aynı Yerde miyiz?
Behzat Ç.’yi hatırlıyor musun? Hani şu Ankara’nın soğuk sokaklarında, elinde sigarası, yüzünde o tanıdık yorgunlukla dolaşan, adaleti kendi yöntemleriyle arayan huysuz başkomiser. 2010’ların başında Türk televizyonuna damga vuran o karakter, yıllar sonra Çekiç ve Gül: Bir Behzat Ç. Hikayesi ile dijital platformlara taşındı. Ben de açıkçası ilk duyuruyu gördüğümde hem heyecanlandım hem de “Acaba aynı tadı verebilecek mi?” diye düşünmeden edemedim.
Dizinin ilk bölümünü izlediğimde hissettiğim şey karmaşıktı. Bir yandan o tanıdık yüzler, o Ankara havası, o ekip dinamiği beni içine aldı; diğer yandan bir şeylerin değiştiğini, hatta bazı şeylerin zorlama olduğunu fark ettim. Bu incelemede, diziyi ne yere göğe sığdırmaya çalışacağım ne de sırf nostalji diye görmezden geleceğim. Olduğu gibi, artılarıyla eksileriyle ele alacağım.
Önemli bir not: Bu yazıda spoiler yok. Konuyu ana hatlarıyla anlatacağım ama kritik gelişmeleri, sürprizleri ve final detaylarını atlayacağım. Amacım, diziyi henüz izlememiş ya da izlemeyi düşünen okurlara dürüst bir yol haritası sunmak. Hazırsan başlayalım.
Dizi Hakkında Genel Bilgiler
Çekiç ve Gül, Emrah Serbes’in aynı adlı romanından esinlenerek hazırlanmış bir Türk yapımı internet dizisi. İlk bölümü 6 Aralık 2022’de BluTV’de yayımlandı. İlk iki sezon BluTV’de izlenebilirken, üçüncü sezon platformun HBO Max’e devri sonrası “Max Originals” etiketiyle yayımlandı. Toplamda üç sezon ve 22 bölüm yayımlandı; dördüncü sezon çekimleri ise 2025 itibarıyla devam ediyor. Bölüm süreleri 60–70 dakika arasında değişiyor.
Yönetmen koltuğunda Devrim Yalçın oturuyor. Yalçın’ın önceki işleri arasında Kiralık Aşk, Adı Efsane ve Şampiyon gibi televizyon dizileri var. Senaristlik görevini Ercan Uğur üstlenmiş; uyarlamanın kaynağı ise Emrah Serbes’in romanı. Müzik tarafında yine Pilli Bebek ve Cem Kısmet imzası var; yani orijinal dizinin o tanıdık müzik dokusu büyük ölçüde korunmuş.
IMDb’de dizi 8.5 puanla (3.500’ün üzerinde oyla) oldukça yüksek bir başlangıç yapmış durumda. Sinefil’de ise puan 8.6 civarında. Bu yüksek puanlar, özellikle Behzat Ç. hayran kitlesinin nostalji duygusunun bir yansıması olarak okunabilir. Ancak puanın yüksek olması, dizinin her açıdan kusursuz olduğu anlamına gelmiyor; birazdan detaylandıracağım.
Konu ve Temalar: Kedinin Ölümüyle Başlayan Büyük Resim
Dizi, alışılmadık bir olayla açılıyor: Cinayet Büro’nun büroda beslediği kedi Gaspi Ç., emniyetin kantininde ölü bulunuyor. Yapılan otopside kedinin yediği sosislerden zehirlendiği ortaya çıkıyor. Behzat, Hayalet ve Akbaba, Gaspi’yi gece vakti kurumuş bir göl arazisine gömüyorlar. Ertesi sabah Akbaba, aynı arazide insan cesetleriyle karşılaşıyor. Arazi, Ankara’nın önde gelen inşaat firmalarından Demirdelen İnşaat’a ait ve şirket kentsel dönüşüm sürecinde birçok tartışmanın merkezinde.
Bu noktadan itibaren Behzat ve ekibi, sıradan bir kedi cinayetinden yola çıkarak çok daha büyük, çok daha kirli bir dosyanın içine dalıyor. Demirdelen ailesi, kentsel dönüşüm rantı, derin bağlantılar ve geçmişten gelen hesaplaşmalar… Senaryo, orijinal dizide olduğu gibi “büyük resim” anlatısını merkeze alıyor. Ancak burada bir fark var: Orijinal Behzat Ç. dizisinde büronun gündelik cinayetleriyle büyük dosya arasında bir denge gözetilirdi. Çekiç ve Gül’de ise neredeyse her bölüm aynı büyük dosyaya bağlanıyor; gündelik, sıradan cinayetler neredeyse tamamen ortadan kalkmış durumda. Ekşi Sözlük’teki bir yorumcu bunu “dizinin resmen true crime yapısına dönmesi” olarak nitelendiriyor ve haksız da sayılmaz.
Temalar açısından dizi, orijinalinden çok da uzaklaşmıyor: Adalet arayışı, devletin gölgeli yapıları, sermaye–siyaset–güvenlik üçgeni, dostluk ve ihanet. Yine de bu temaların işleniş biçimi, ilk dizideki kadar katmanlı hissettirmiyor. Daha çok “olay örgüsü ilerlesin” kaygısıyla hareket eden bir yapı var. Yine de şunu teslim etmek gerekir: Kentsel dönüşüm üzerinden yürütülen yolsuzluk anlatısı, Türkiye’nin son yirmi yılına dair tanıdık bir hikâye ve bu yönüyle seyirciye “bu ülkeden bir şeyler” hissi veriyor. Ama derinlikli bir eleştiri mi, yoksa yüzeysel bir dekor mu? Bu sorunun cevabı, izleyicinin beklentisine göre değişecektir.
Bir de duygusal tema var: Behzat’ın Esra’yla (dizide Sema adıyla) olan ilişkisi. Orijinal dizide büyük yıkım yaratan bu hikâye, burada da merkezi bir yer tutuyor. Ancak geçmişin travmalarıyla yüzleşme sahneleri, bazen fazla melodramatik kaçabiliyor. “Behzat Ç. ağlarken” görmek ilk seferde etkileyici olabilir; ama bunu her sezon tekrarlarsanız, etkisi azalıyor. Yine de karakterin kırılganlığını görmek, onu tekrar tek boyutlu bir “öfkeli polis” klişesinden çıkarıyor.
Karakterler ve Oyunculuk Performansları
Erdal Beşikçioğlu, Behzat Ç. rolünde elbette ki evinde gibi. Karakteri yıllardır oynuyor ve artık hangi sahnede nasıl duracağını, hangi replikte ne kadar öfkeleneceğini çok iyi biliyor. Bu, hem bir avantaj hem de bir risk. Avantaj, çünkü Behzat’ı “Behzat” yapan o tanıdık tikleri, o boğuk ses tonunu, o yorgun bakışları sorunsuz alıyorsunuz. Risk ise şu: Zaman zaman “Erdal Beşikçioğlu, Behzat Ç.’yi oynuyor” hissi yerine “Behzat Ç., Erdal Beşikçioğlu’nu oynuyor” gibi bir terslik seziyorsunuz. Özellikle üçüncü sezonda bu his daha belirgin.
İnanç Konukçu (Hayalet) ve Berkan Şal (Akbaba), orijinal dizinin bel kemiği. İkisi de karakterlerini aynı enerjiyle sürdürüyor. Hayalet’in o naif ama bir o kadar da zeki halleri, Akbaba’nın patavatsızlığı… Bunlar hâlâ çalışıyor. Ancak senaryo onlara yeterince alan açmadığında, bu iki usta oyuncu adeta “eski günleri hatırlatan figüranlar” gibi kalabiliyor. Özellikle ilk sezonda Hayalet’in hikâyesi daha fazla öne çıkarken, sonraki sezonlarda bu denge Akbaba lehine bozuluyor ve karakter derinliği azalıyor.
Canan Ergüder’in canlandırdığı Esra (Sema), dizinin en tartışmalı unsurlarından biri. Karakterin “ölü” görünmesine rağmen geri dönmesi, orijinal dizide büyük bir yıkım yaratmıştı. Burada da bu geri dönüşün getirdiği duygusal yük var. Ergüder performansıyla o yükü taşıyor; ancak senaryo, karakterin motivationsal tutarlılığı konusunda zaman zaman zorlanıyor. Özellikle üçüncü sezonda Esra’nın hikâyesi, “neden şimdi?” sorusunu yeterince yanıtlamıyor. Yine de Ergüder’in varlığı, dizinin en güçlü duygusal anlarını ayakta tutan unsurlardan biri.
Eksik olan isimler de var. Orijinal ekibin en renkli karakterlerinden Harun (Fatih Artman) bu dizide yok. Bu, özellikle eski hayranlar için büyük bir boşluk. Dizinin yapımcıları, Harun’un hikâyesinin bu dönemde farklı bir yöne evrildiğini söylese de, büronun o “dörtlü” dinamiği burada eksik kalıyor. Yerine eklenen yeni karakterler (örneğin Melike, Osman Harun Kılınç) ise ne yazık ki aynı kimyayı yakalayamıyor. Kimi zaman “neden buradalar?” hissi uyandırıyorlar.
Kadroya dair bir not: Dizinin üçüncü ve dördüncü sezonlarında Erdal Beşikçioğlu’nun siyasete girmesi ve Ankara Etimesgut Belediye Başkanı seçilmesi, yapım sürecini doğrudan etkilemiş görünüyor. Beşikçioğlu’nun dizideki varlığı zaman zaman seyrekliyor; bu da hikâyenin ağırlığını diğer karakterlere kaydırıyor ama Behzat’sız bir Behzat dizisi de bir yere kadar taşıyor. Bu durum, dizinin genel ritmini ve odak noktasını olumsuz etkileyen faktörlerden biri.
Yönetmenlik, Görüntü Yönetimi ve Müzik
Devrim Yalçın’ın yönetmenliği, orijinal dizinin görsel dilini koruma çabası içinde. Ankara’nın gri tonları, soğuk sokaklar, dar bürolar… Bunlar yine karşımızda. Görüntü yönetmeni Ahmet Bayer, şehrin o ağır atmosferini yakalamayı başarıyor. Özellikle gece çekimlerinde, ıslak asfaltın üzerindeki yansımalar ve sokak lambalarının sarımtırak ışığı, dizinin “Ankara polisiyesi” kimliğini güçlendiriyor. Ancak bu görsel dil, bazen fazla “televizyon dizisi” estetiğinde kalıyor; sinematik derinlik bekleyenler için yetersiz kalabilir.
Müzik tarafında Pilli Bebek’in imzası hemen hissediliyor. Açılış müziği olarak kullanılan “Rahat Versiyon” ve bölüm içlerinde beliren tanıdık ezgiler, nostalji duygusunu körüklüyor. Cem Kısmet’in besteci olarak katkısı da bu dokuyu zenginleştiriyor. Benim en çok hoşuma giden şey, müziğin fazla öne çıkmaması; yani “bakın ne kadar güzel müzik koyduk” der gibi bağırmıyor. Alttan alta işleyen bir melankoli var, ki bu da Behzat’ın ruh hâline çok yakışıyor.
Kurgu ve ritim konusunda ise bazı sıkıntılar var. Özellikle ikinci sezonda bölümler arası geçişlerde kopukluklar hissediliyor. Sanki bazı sahneler aceleye gelmiş ya da sonradan eklenmiş gibi. Üçüncü sezonda bu ritim biraz daha oturuyor ama bu kez de hikâye fazla “büyük finale” odaklanmış durumda. Yani ya çok yavaş ya çok hızlı; ortayı bulmakta zorlanan bir temposu var dizinin. Yine de yönetmenin, orijinal dizinin “kirli” ve “dağınık” estetiğini koruma çabası takdire şayan.
Senaryo ve Anlatım Tekniği
İşte burada işler biraz karışıyor. Çekiç ve Gül’ün senaryosu, orijinal dizinin en güçlü yanı olan “gündelik hayatın içinden cinayetler + büyük dosya” dengesini kaybetmiş durumda. İlk sezonda bu dengeyi bir nebze koruyor; Gaspi’nin ölümü gibi absürt ama sevimli bir olayla başlayıp yavaş yavaş büyük dosyaya geçiyor. Ama ikinci ve üçüncü sezonlarda neredeyse her bölüm aynı büyük hikâyenin bir parçası hâline geliyor. Bu da diziyi izlerken “bitmeyen bir dosya” hissi yaratıyor ve seyirciyi yoruyor.
Diyaloglar konusunda ise orijinal dizinin o kendine has, küfürlü, sokak ağzına yakın üslubu büyük ölçüde korunmuş. Behzat’ın o meşhur “lan”lı cümleleri, Hayalet’in naif soruları, Akbaba’nın patavatsız esprileri… Bunlar hâlâ gülümsetiyor. Ama bazen espriler fazla tekrara düşüyor. “Yine aynı şaka” dediğim çok oldu. Özellikle üçüncü sezonda mizah dozu iyice azalıyor ve dizi neredeyse tamamen drama kayıyor. Orijinal Behzat Ç.’nin o “acı-tatlı” tonu, burada yerini daha ağır bir atmosfere bırakıyor.
Anlatım tekniği açısından dizi, doğrusal bir zaman çizgisi izliyor. Flashback’ler var ama bunlar hikâyeyi ilerletmekten çok duygusal vurgu yapmak için kullanılıyor. Bu da anlatımı zaman zaman durağanlaştırıyor. Ayrıca bazı yan karakterlerin hikâyeleri yarım kalıyor; “Bu karakter neden burada?” sorusunu sık sık soruyorsunuz. Emrah Serbes’in romanındaki katmanlı yapıyı ekrana taşımak zor, biliyorum. Ama senaryo ekibi, bu katmanları basitleştirirken bazı önemli nüansları da kaybetmiş.
Yine de hakkını vermek gerek: Dizi, “adalet” kavramını sorgulama konusunda cesur. Behzat’ın yasa dışı yöntemlere başvurduğu sahneler, izleyiciyi “Bu adam haklı mı, yoksa o da mı sistemin bir parçası?” ikilemine düşürüyor. Bu ikilem, orijinal dizide daha güçlüydü; burada biraz daha yüzeysel işleniyor ama yine de Türk dizi sektöründe pek rastlanmayan bir gri alan yaratıyor.
Çekim Perde Arkası ve İlginç Detaylar
Dizinin perde arkasında en çok konuşulan konu, Erdal Beşikçioğlu’nun siyasi kariyeri oldu. Beşikçioğlu, dizinin dördüncü sezon çekimleri başlamadan önce Ankara Etimesgut Belediye Başkanlığı’na aday oldu ve seçildi. Bu durum, hem dizinin çekim takvimini hem de hikâyenin gidişatını etkiledi. Hatta bazı haber kaynaklarına göre, Beşikçioğlu’nun dizideki sahneleri siyasete girmeden önce büyük ölçüde tamamlanmıştı; ancak yine de karakterin dizideki ağırlığı sezon boyunca dalgalı bir seyir izledi. Bu, Behzat Ç. gibi merkezi bir karakterin olduğu bir yapım için riskli bir durum ve nitekim dizinin genel dengesini de etkilemiş görünüyor.
Bir diğer önemli detay: Fatih Artman’ın canlandırdığı Harun karakterinin dizide olmaması. Bu, hayranlar arasında büyük bir tartışma yarattı. Yapımcılar, Harun’un hikâyesinin bu dönemde farklı bir yöne evrildiğini söylese de, özellikle ilk sezonlarda büronun dörtlü dinamiğinin eksikliği hissediliyor. Ekşi Sözlük’teki yorumlarda da bu eksiklik sık sık dile getirilmiş; hatta bazı kullanıcılar “Harun’suz bir Behzat, Behzat değildir” demiş.
Dizinin adı da ilginç bir detay: “Çekiç ve Gül”, Emrah Serbes’in aynı adlı romanından geliyor. Roman, Behzat’ın dünyasına daha derinden bakma iddiası taşıyor; kitap tanıtımlarında “Behzat’ın dünyasının kalbine inmek” ifadesi kullanılıyor. Dizi de bu iddiayı taşıyor ama ne kadar başarılı olduğu tartışılır. Yine de kaynak metne sadık kalma çabası, özellikle diyaloglarda ve karakter isimlerinde kendini gösteriyor.
Son olarak, dizi müziklerinde Pilli Bebek’in yanı sıra Cem Kısmet’in de katkısı var. Orijinal dizinin müziklerini de yapan isimlerin bu projede yer alması, nostalji duygusunu güçlendiren bilinçli bir tercih. Ancak bu tercih, bazen “yeni bir şey söylemiyorsunuz” eleştirisini de beraberinde getiriyor.
Artılar ve Eksiler
Artılar
- Tanıdık atmosfer ve karakterler: Ankara’nın gri tonları, Pilli Bebek müzikleri ve Behzat–Hayalet–Akbaba üçlüsü, nostalji duygusunu güçlü şekilde karşılıyor.
- Erdal Beşikçioğlu’nun performansı: Karakteri artık ezbere oynasa da, Behzat Ç.’yi başka biriyle hayal etmek hâlâ zor.
- Kentsel dönüşüm ve yolsuzluk eleştirisi: Türkiye’nin güncel meselelerine değinmesi, diziyi sadece bir polisiye olmaktan çıkarıyor.
- Diyalogların doğallığı: Sokak ağzı ve küfürlü üslup, yapaylıktan uzak bir his veriyor.
- IMDb ve izleyici puanlarının yüksekliği: 8.5 civarındaki puan, geniş bir hayran kitlesinin diziyi hâlâ sahiplendiğini gösteriyor.
Eksiler
- Gündelik cinayetlerin yokluğu: Dizi neredeyse tamamen tek bir büyük dosyaya odaklanmış durumda; orijinal dizinin çeşitliliği kaybolmuş.
- Tutarsızlıklar ve karakter sürekliliği sorunları: Özellikle üçüncü sezonda bazı karakterlerin geçmişiyle çelişen gelişmeler var; Ekşi Sözlük’te bu sert biçimde eleştiriliyor.
- Harun’un olmaması: Ekibin kimyasını doğrudan etkileyen büyük bir eksiklik.
- Ritim sorunları: Bazı bölümler gereksiz yere uzuyor, bazıları ise aceleyle geçiştirilmiş hissi veriyor.
- Tekrara düşen mizah ve dram: İlk sezonlardaki o “acı-tatlı” denge, sonradan yerini ağır dram ve tekrarlayan esprilere bırakıyor.
Eleştirmen ve İzleyici Tepkileri
Dizinin aldığı tepkiler, tipik bir “nostalji devamı” kutuplaşmasını yansıtıyor. IMDb’de 8.5 puan, dizinin geniş bir hayran kitlesi tarafından olumlu karşılandığını gösteriyor. Özellikle Behzat Ç. karakterine duyulan sevgi, puanları yukarı çeken en büyük faktör. Ancak IMDb’deki “Featured review” bölümünde yer alan sert bir eleştiri, dizinin zayıf noktalarını açıkça ortaya koyuyor: “İlk sezonlar çok iyiydi. Blu TV’ye geçtikten sonra işler bozuldu. 3. sezon berbat. Dizi resmen Kurtlar Vadisi’ne dönmüş. Behzat her zaman derin devlete karşı savaştı ama tonu çok daha gerçekçiydi. Şimdi ölü karakterler geri dönüyor… Yeni bir hikâye anlatmayacaksanız neden yeni dizi çektiniz?”. Bu yorum, hayran kitlesinin bir kısmının yaşadığı hayal kırıklığını net biçimde özetliyor.
Ekşi Sözlük’te ise daha da sert eleştiriler var: “Eski tadı olmayacağını biliyorduk ama bu, eski diziyi sevenlere resmen işkence olmuş… Tutarsızlıklar… Kazım nasıl karşı tarafa geçti? Öldükten sonra karısı hiç mi üzülmedi? Her şey nasıl hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor?”. Bu tür yorumlar, özellikle senaryo tutarlılığı konusunda ciddi bir memnuniyetsizliğe işaret ediyor.
Öte yandan, diziyi “yeni bir başlangıç” olarak gören ve Behzat Ç. evrenini her hâlükârda destekleyen bir kitle de var. Onlar için önemli olan, o karakterlerin hâlâ ekranda olması. Benim kişisel görüşüm, bu iki uç arasında bir yerde: Dizi, orijinalin yerini tutmuyor ama tamamen de çöp değil. Özellikle ilk sezon, nostaljiyi modern bir anlatıyla harmanlama konusunda umut vericiydi. Sonraki sezonlarda bu umut azaldı.
Kimler İzlemeli, Kimler İzlememeli?
İzlemeli: Eğer orijinal Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi’ni severek izlediyseniz, bu diziyi en azından ilk sezonu için şans vermelisiniz. Behzat’ın o tanıdık hâlini, Hayalet ve Akbaba’nın esprilerini özlediyseniz, burada bir miktar doyum bulacaksınız. Ayrıca Türk polisiyesine ilgi duyan, Ankara’nın atmosferini seven ve “derin devlet” temalı hikâyelerden hoşlanan izleyiciler için yine de izlenebilir bir yapım.
İzlememeli: Orijinal dizinin o “gündelik cinayet + büyük dosya” dengesini arayanlar, senaryo tutarlılığına önem verenler ve Harun’suz bir Behzat’ı kabullenemeyenler için bu dizi büyük bir hayal kırıklığı olabilir. Ayrıca yeni izleyiciler için de başlangıç noktası olarak ideal değil; çünkü karakter ilişkileri ve geçmişe yapılan göndermeler, ön bilgi gerektiriyor. Diziyi ilk kez izleyecekseniz, önce orijinal Behzat Ç.’yi izlemenizi öneririm.
Bir de şu var: Dizi, ağır ve karamsar bir atmosfere sahip. Hafif, eğlenceli bir polisiye arıyorsanız, burada o enerjiyi bulamayabilirsiniz. Ama “ağır” ve “gerçekçi” bir suç hikâyesi arıyorsanız, bir şansı hak ediyor.
Benzer Diziler ve Alternatifler
Çekiç ve Gül’ü izlerken aklıma sık sık orijinal Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi geldi; zaten kaçınılmaz. Onun dışında, benzer atmosferi ve temaları sevenler için şu alternatifleri önerebilirim:
- Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi (2010–2019): Elbette ilk sırada. Eğer bu diziyi izlemediyseniz, başlamak için doğru yer burası. hdfilmizle.tr arşivinde orijinal dizi hakkında da detaylı yorumlar bulabilirsiniz.
- Saygı: Bir Ercüment Çözer Dizisi (2020–2021): Behzat Ç. evreninin bir başka yan ürünü. Ercüment Çözer karakterine odaklanan bu dizi, daha karanlık ve daha stilize bir anlatı sunuyor.
- Şahsiyet (2018): Türk polisiyesinin son yıllardaki en güçlü örneklerinden. Haluk Bilginer’in performansı ve suç–adalet sorgulaması, Çekiç ve Gül’den çok daha derinlikli.
- Alef (2020–): Yine BluTV yapımı bir polisiye. Daha kısa, daha tempolu ve senaryo açısından daha tutarlı. Hdfilmizle.tr’deki dizi yorumları arasında bu yapım hakkında da inceleme bulabilirsiniz.
- Fatih Artman’lı işler: Harun eksikliğini hissettiyseniz, Fatih Artman’ın başka projelerine göz atabilirsiniz. Özellikle Şahsiyet’teki performansı, buradaki eksikliği bir nebze olsun kapatabilir.
Daha geniş bir perspektif için sitemizdeki polisiye diziler kategorisine göz atmanızı öneririm. Orada hem yerli hem yabancı birçok alternatif bulabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Çekiç ve Gül kaç sezon ve kaç bölümden oluşuyor?
Dizi, 2026 Ekim itibarıyla toplam 3 sezon ve 22 bölüm olarak yayımlandı. Dördüncü sezonun çekimleri ise 2025’te başladı ve yayın tarihi henüz netleşmedi.
Çekiç ve Gül nerede izlenir?
İlk iki sezon BluTV’de, üçüncü sezon ise HBO Max’te (Max Originals kategorisinde) yayımlandı. Platformların içerik kütüphaneleri zaman zaman değişebildiği için güncel durumu kontrol etmenizi öneririm. hdfilmizle.tr’de dizinin genel bilgileri ve izleme seçenekleri hakkında güncel notlar bulabilirsiniz.
Behzat Ç.’yi bilmeden bu diziyi izleyebilir miyim?
Teknik olarak evet, çünkü dizi kendi hikâyesini anlatıyor. Ancak karakter ilişkileri, geçmişe yapılan göndermeler ve özellikle Esra/Sema hikâyesi, orijinal diziyi izlemeden tam anlaşılmaz. Bu yüzden önce orijinal Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi’ni izlemenizi öneririm.
Harun neden dizide yok?
Fatih Artman’ın canlandırdığı Harun karakteri, bu devam dizisinde yer almıyor. Yapımcılar, karakterin hikâyesinin farklı bir yöne evrildiğini belirtti. Bu eksiklik, özellikle eski hayranlar tarafından sık sık dile getiriliyor.
Dizi, Emrah Serbes’in romanına ne kadar sadık?
Dizi, romanın adını ve temel atmosferini alıyor; ancak olay örgüsü büyük ölçüde dizi için yeniden kurgulanmış. Roman, Behzat’ın dünyasına daha derinden bakma iddiası taşırken, dizi daha çok “büyük dosya” anlatısına odaklanıyor. Yani bir uyarlama olarak “esinlenme” demek daha doğru olur.
Diziye yeni başlayanlar için hangi sezon daha iyi?
Genel kanı, ilk sezonun diğerlerine göre daha dengeli ve daha “Behzat Ç.” ruhuna yakın olduğu yönünde. İkinci sezon tempo sorunları yaşıyor, üçüncü sezon ise hem tutarlılık hem de karakter sürekliliği açısından en çok eleştirilen sezon. Yine de kararı siz verin.
Dizinin müzikleri kime ait?
Dizinin müziklerinde Pilli Bebek ve Cem Kısmet imzası var. Açılış müziği Pilli Bebek’in “Rahat Versiyon”u; ayrıca bölüm içlerinde de grubun diğer şarkılarına ve Cem Kısmet’in bestelerine yer veriliyor.
Puan
Çekiç ve Gül: Bir Behzat Ç. Hikayesi, zor bir işe soyunmuş bir dizi: Türk televizyon tarihine damga vurmuş bir karakteri, onun ruhunu kaybetmeden yeni bir döneme taşımak. İlk sezonda bu dengeyi bir nebze tutturuyor; hatta zaman zaman “işte bu!” dedirten anlar yaşatıyor. Ama ilerleyen sezonlarda senaryo tutarsızlıkları, ritim sorunları ve karakter sürekliliği hataları birikerek diziyi yorucu bir hâle getiriyor.
Erdal Beşikçioğlu’nun varlığı, Pilli Bebek müzikleri ve Ankara’nın o gri atmosferi, diziyi ayakta tutan en güçlü unsurlar. Buna karşılık, Harun’un yokluğu, gündelik cinayetlerin ortadan kalkması ve bazı karakterlerin “neden burada?” hissi uyandırması, diziyi orijinalinin gölgesinde bırakıyor. Nostalji duygusuyla izlenebilir; ama objektif bakıldığında, orijinal Behzat Ç.’nin yerini dolduramıyor.
Benim puanım: 10 üzerinden 6,5. İlk sezon 7,5’u hak ediyor; sonraki sezonlar ise 5,5–6 bandında seyrediyor. Ortalamada 6,5, “eh işte” ile “iyi” arasında bir yerde. Eğer büyük bir Behzat Ç. hayranıysanız, en azından ilk sezona şans verin. Ama yeni bir başyapıt beklemeyin; bu, bir “devam” dizisi ve maalesef çoğu devam gibi, ilk günlerin büyüsünü tam olarak yakalayamıyor.
Sen bu diziyi nasıl buldun? Behzat Ç. geri dönüşünde aradığını bulabildin mi, yoksa hayal kırıklığına mı uğradın? Yorumlarda buluşalım. Diziyle ilgili daha fazla inceleme ve benzer yapımlar için hdfilmizle.tr’deki güncel yazılara göz atmayı unutma.
